sinemaskop etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sinemaskop etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

legend of the guardians

19.12.10




iyi ile kötünün kadim savaşında karşı cephelerde yer alan iki kardeş ve güçsüz görünenin nihayetinde iyiliğin gücüyle aslan parçasına dönüşmesi gibi artık klişeleşmiş bir konuyu ele alsa da pırıl pırıl renkleri ve de mimiklere varana dek her bir ayrıntısı düşünülmüş ustalıkla yansıtılmış karakterleri ile dikkat çeken film. üstelik fonunda iki güzel şarkıya da yer vermiş (lisa gerrard ve harry gregson williams imzalı "coming home" ve de dead can dance imzalı "the host of seraphim") tadından yenmez olmuş bu sayede. ki, bir diğer soundtrack'i "to the sky" da bir harika.

scott pilgrim

16.12.10


süperimsi, ultramsı bi film. tadı damağımda kaldı. renkli karakter portreleri, bir an olsun düşmeyen, cazibesini kaybetmeyen senaryo, insanı zerre sıkmayan kurgu, klâs yönetim. yok yoktu anasını satayım. edgar wright insanını bir kez daha takdir ettim. bakıyoruz daha önceki işlerine: spaced, shaun of the dead, hot fuzz... şahsen birini diğerinin önüne koyamam. scott pilgrim de dâhil hepsini eşit seviyorum. adamın bi standardı var ve o standardın altına düşmüyor. bu belli oldu...

the crazies

15.12.10


breck eisner'ın yönettiği 2010 yapımı bu gerilim filminde taşlar tam olarak yerine oturmuyor.

tarz olarak olarak konuşuyorum... kendinizi stephen king'in bir hikayesinde/romanında hissediyorsunuz:

küçük bir amerikan kasabası, gizemli olaylar silsilesi ve... sonsuz şiddet.

film, çok daha zekice kurgulanabilirmiş ama sadece david (şerif), judy (şerifin eşi, dohtur) ve russell clank (şerif yardımcısı) üzerine odaklanmış. yönetmen veya senarist bunu yapayım, derken de gerçek hikayeti/olayı arka planda bırakmış.

o yüzden, film, zombi-kuduran insanları mı, amerikan hükümetinin gizli ve pis işlerini mi, yoksa yol hikayesini mi anlatıyor, bilemiyorsunuz. senaryo biraz aceleye gelmiş, bir süre daha üzerinde çalışılmalıydı, deyu düşünüyorum.

zira, filmin temposu düşmüyor. ancak, filmin başı ve sonu arasındaki kopukluk ve belirsizlikler sizi filmden soğutabiliyor.

where the wild things are

14.12.10


arkadaşım canavar...
ben de her zaman özel bir yeri olacak muhteşem film.
çocukların hayal dünyalarının ne kadar geniş olduğunun kanıtı...
ayrıca filmin çekimi sırasında max'in kendini yalnız hissetmemesi, havaya girebilmesi için sette çalışan herkes çocuklarını da yanında getirmiştir... çekimler sırasında her defasında etrafta onlarca çocuk koşturmaktadır...
çocuğun duyguyu doğru verebilmesi adına çok enteresan bir harekettir...

truth

sepia tonlarında anlatılan muhteşem bir masal-sı. ya da kekremsi bir sosla sunulan gerçek, mi demeli? bağrınıza basmak, tüyleri arasına yumulmak isteyeceğiniz en melankolik masal karakterleri de burada; yoksa onlar bizler, sevgimizi göstermekte zorlandığımız şu annelerimiz, ablalarımız mı?
alice in deadland

the men who stare at goats

18.9.10



fragmanı büyük beklentiler yaratan filmler vardır, "oha süper bir şeye benziyor" dersiniz.

işte bu aynen öyle bir film. fragman beklentilerini karşılamıyor. ama fragmanını hiç izlememiş olsam, oyuncularını hiç tanımıyor olsam cidden güzel filmmiş diyebilirdim.

şimdi bakıyorum, hikaye güzel, oldukça orjinal, oyunculuklar ultra kalite, ama hikayenin işleniş tarzından mıdır, yoksa beklentilerimin büyüklüğünden midir nedir, yok, beğenmedim, olmamış...

pineapple express

21.7.10


akıllara zarar bir dövüş sahnesi içeren film. el supurgesiyle adam dövüldüğünü başka bir yerde görebileceğimizi sanmıyorum. seth rogen'in en çok güldüğüm filmi diyebilirim. james franco süper bir oyunculuk çıkarmış, zaten altın küre'de en iyi yardımcı erkek oyuncu adayı oldu. mutlaka izleyin bu filmi zira 2008'in en komik filmlerinden birisi diyebilirim.

war is upon you! prepare to suck the cock of karma!

shutter island

10.7.10


di caprio'nun kesinlikle döktürdüğü çok güzel bir film. 1950-1955 yıllarını anlatıyor ve görüntü efektleri olsun, klasik korku filmi soundları olsun muhteşem bir hava veriyor filme. filmlerin sonundaki cast ve diğer ekip elemanlarının listesini de inceleyen insanlar* da fark edeceklerdir ki filmdeki emektarlar diğer birçok filme göre daha fazla. yani diğer birçok filmden daha çok emek harcanmış bir film. bu da yine 'diğer birçok film'den ayıran güzel bir özellik bence.

sonunu tahmin edeceğim diye kasılmamalı zira di caprio'nun oyunculuğu onu gerçekten de bir şerif yapıyor.

film izlenmeye başlandığında daha doğrusu ben kingsley'in canlandırdığı karakterinin evine girildiğinde; tam atmosfer dağılıyor izleyiciye. 'işte 50'lere ait bir gerilim filmi!' deniyor. film komedi filmi değil ancak o zamanın gerilim filmlerinde neler olduğunu hatırlamak ufak bir tebessüm bırakıyor. hiç birşeyini beğenmediyseniz bunu mutlaka sevmişsinizdir demek istiyorum.

sonuçta iyi bir adam olarak ölmek canavar gibi yaşamaktan iyidir... diyor teddy.

kick-ass

4.7.10




kesinlikle nefes kesici, son zamanlarda geçirdiğim en güzel bir saat 53 dakikayi bana geçirtmiş filmdir kick ass. modern bir şahmeran öyküsü'nün içine bulanmış tüm çizgi roman mevzuları, "gerçekte böyle değil bunlar" demek için hiç bir firsati kaçırmayan realist senaryo.. kesinlikle kusursuz..

üstüne bir de yıllar önce luc besson sayesinde matilda ile büyülendiğimiz gibi bu kez de hit girl ile büyüleniyoruz.. nikita ve matilda karışımı mükemmel bir karakter, hem de içinde nicolas cage olan bir filmde..

ha yavanliklar var tabi. nicolas cage'in olduğu basit intikam öyküsü, ve superbad tarzi "selam biz nerdüz ve elimizden hiç bir bok gelmiyor" tavirlari bayiyor beni.. nerdlerden bahsetmek neden bu kadar çekici geliyor insanlara bilmiyorum ama, allah aşkina parasını haydutlara kaptirmayan, ama haydut da olmayan insanlar yaşamıyor mu amerikada? arası yok mu?

tüm bu yavanliklar, muhteşem görsellikle, harikulade müziklerle atilip gidiyor.. bir noktada ilk gençliğin şarkısı "kryptonite" bile çaldı ya daha da bir şey demek istemiyorum..

çizgi romanlara biraz gönül vermiş, hiç değilse küçükken showtv de örümcek adam izlemiş herkes bu filme bayılacak.. kusurlu ama eşsiz bir film.. hem gerçek hayatta kim kusursuz ki?

azuth

from paris with love

3.7.10


luc besson imzasına bakıp aldanmayın derim. kafadan aksiyonla başlıyor bitene kadar aksiyon devam ediyor. fakat bir konu bütünlüğü yok daldan dala atlayarak ilerliyor film. sıkılmıyorsunuz filmi izlerken ama öylede içine çekip sizi sarmıyor. travolta bazı sahnelerde çok eğlendiriyor ama filmi kurtarmıyor. audi'li araba sahneleri güzel olmuş ama oda doyurucu değil. özetle ama ama ama hep bir yerleri eksik işte.

solomon kane


eğlenceli film. özellikle kaliteli film izleme arzusunda değilken ve can sıkıntısından ölüyorken izlerseniz daha bir eğlenceli... senaryonun pek orijinal hissi vermemesi, klasik left hand of god muhabbetinin, yeminimi bozdum ulan ile bezenmiş hali gibi durmasından kaynaklanmaktadır. fakat aksiyon kısmı tatmin edicidir. bahusus çift kılıç/bıçak/tabanca vb. kullanan karakterlerin iç haoplatan karizması (drizzt do'urden, v, spartacus vb.) filmin lokomotifi durumundadır.

coraline

18.6.10


nasıl bir şeydir şu insanoğlu!
fikirleri nasıl da soyludur!
becerileri nasıl da muazzamdır!
endamı, hareketleri nasıl da
çevik ve takdire şayandır!
hareketleri melek gibidir!
algıları ise tanrı gibi!
dünya'nın güzelliklerine haizdir.
hayvanların da kusursuzluğuna!



hakkında hiçbir şey bilmeden izleyince insanı oha oha diye dolanan bir manyağın oğluna çeviriyor filmi... komedi ya da çocuk filmi olmadığını, gayet büyüklere masal formatlı bir fantastik hikaye olduğunu bilin yeter... sonra "bu ne lan anlamadım hem animasyon hem de komedi değil anlamadım" gibi kıçınızla düşündüğünüzü belli eden yorumlar yazmazsınız, kendinizi gerizekalının önde gideni bayrak sallayanı olarak afişe etmezsiniz orada burada...
ha bir de tasarım açısından aşmış bir ürün kendisi, neredeyse filmde görünen her şeyin ikinci bir arka yüzünün bulunması yamulttu beni (bilhassa finalde, odadaki böcek şeklindeki eşyaların neden böcek şeklinde olduğunu anladığımız sahne muazzam)...

japon stil star wars

5.6.10

Jabba The Hutt
Han Solo & Chewbacca
Emperor Palpatine
Yoda

Darth Vader


by Steve Bialik


yazılarını zevkle okuduğum kayipzamaninpesinde'ye sevgilerle.

celda 211


senaryosuyla, sesiyle, kareleriyle, her bir zerresiyle gerilimi müthiş bir şekilde veren ispanyol filmi. fazla iddialı olucak biliyorum fakat the shawshank redemption kadar eksiksiz senaryosu olmasa bile, onun kadar tatmin edici çok yanı var filmin. mutlu son aramayan, izlerken cidden gerilmek isteyen bünyelerin izlemesi gerekir kesinlikle.. başarılı bir hapishane filmi..

bubamara


malamadre - hayat bazen farkında olmadan sikiyor insanı.

aci ask

2.6.10


-halit ergenç. hadi lan
-cansu dere-ya bi sgit
-türk filmi-ııh
-romantik- çay koy.

şu dördünü al, getir önüme film diye. ben de oturup izleyeyim.
izler miyim? izlemem.
izledim mi? izledim. hem de hiç sahne atlamadan.
bi' acayip başladı film zaten.. öyle romantik türk filmi gibi değil. ya izledim ama baştan sona. hoşuma da gitti. salak saçma olaylar. bi aşk bi meşk. bak müziklerin allah'ı var ama. ateist değiller. arabeskin hastasıyız. fairuz derin bulut'un da hastasıyız. haberim yoktu, bir de levent yüksel okumuş. oh mis. ama aşure gibi. zeki müren, ceza, arabesk, alternatif, pop, öeh.

ama izleyin sevdim ben. orhan'ın(halit ergenç)hassktr suratlarını çok sevdim. iyi adam aslında. seviyorum da, ama bok var dizilerde oynuyor. yok aliye, yok bergüzar. bırak bu işleri halit.

o değil de; tatlı olanı var mı ki?

absurdistan

22.5.10



biraz absürd biraz masalsı ama çokça tatlı bir film. festivalde kaçırdıysanız gidin bulun izleyin.

ayrıca okuduklarıma göre, yönetmeni de sri lanka'da inzivaya çekilip senaryosunu yazarken tsunami yüzünden seller altında kalmış, lakin susuzluk üzerine kurulu bu filmin senaryosunu kurtarmayı başarmış.

alice in wonderland

15.5.10


bir tim burton güzellemesi. ortaya çıkan iş nasıl olursa olsun, özünde; zihinlere yerleşmiş boyutları, fiziksel görünümleri yerle bir eden, farklılıklarla birlikteliğin güç birliği sağlayacağına vurgu yapan, çerçevesi çizilmiş güzelliklerin yanılsamasından bizi kurtaran, şekilcilikten iyilik çıkmayacağı hissi doğuran bir film çıkmışsa ortaya, öper başıma koyarım. düşünsenize bunu bir çocukla izliyorsunuz ve o çocuk tek gözü kalmış canavara sempati duyarak çıkıyor sinema salonundan. ya da çok güzel diye dayatılmış her bir şeyden daha güzel ‘çirkinlikler’ olduğunu fark ediyor bir şekilde. kafası karışıyor en azından. ki bence bu da büyük bir adım.

gölgesizler

13.4.10


"belki de ikki yuzlu bir pencereydi benim gordugum; ondan gecen bakisin hangi taraftan geldigi hem gorenin hem de gorulenin yasadigi duygulara bagliydi." "peki ya pencerenin karsi tarafindaki ; o inanir miydi aslinda kendisinin oteki olduguna.." "bir oturus biciminin icinde ayni anda kac kisi oturur diye sormustu... ..ona gore binlerce kisi , ayri ayri yerlde birbirinden habersiz binlerce durusu tekrarliyordu boyle, binlerce bedenlerini kopru kilarak gelecege tasiyordu... ..berber sigarasindan derin bir nefes cekti yeniden; gozlerini hafifce kapamis , o anda o andaki oturu biciminin icinde kimlerin bulundugunu dusunuyordu.."

the lovely bones

1.3.10


peter jackson'un cok iyi yonetmenlik becerisi sergiledigi bir film olmus. kimi sahnelerde ufak tefek ayrintilardan cok iyi bir gerilim yaratiyor. ayni basariyi biraz senaryonun akisinda da gosterebilseydi, herkesin cok sevebilecegi bir film olabilirdi. bu haliyle izleyenleri de biraz ikiye bolmus. uzun suresiyle ve tuhaf hikayesiyle kimilerine sıkıcı gelebilir ama ben nedense hic sıkılmadım. biraz da sinemasal zevkinize bagli filmi sevip sevmemeniz. o nedenle filmi sevmeyenleri de az cok anlayabiliyorum. sahsen ben de, final sahnesinin daha etkili cekilebilecegini dusunuyorum.


fictionel

**resim cok hos. tıklayın, büyütün çeyizinize duvar kagıdı olur

smokin' aces

28.2.10


usual suspects, snatch, lock stock and two smoking barrels, layer cake bunlar güzel filmlerdi.
şimdi ben aksiyon istiyorum, enterasan ölümler görmek istiyorum, ihanet istiyorum, bilmece istiyorum yanında da hayvan gibi güzel soundtrack istiyorum diyorsanız bu ürünümüz tam size göre.

the road

27.2.10


felaket sonrası dünya ne hale geldi' filmlerinden bir havası var filmin diye düşünüp, ilk saniyelerde filmin konusu hakında sağdan soldan duyduklarınızın da etkisiyle elinizde kumanda stop tuşuna yakın beklemeyin. bu film kesinlikle klişelerden çok uzakta, kendi dilini bulmuş bir film. son zamanlarda seyrettiğim en iyi gerilim filmi. oyunculuklar çok doğal. ufaklık çok yetenekli(kodi smit-mcphee).baba ve oğul ilişkisi diye kestirip atamıyorum , içim düğüm düğüm oluyor film için arkama dönüp düşünürken. babanın film üst sesi kafamda yankılanıyor. ufaklığın kiri banyoya akıyor. iyi insan, kötü insan nedir bir daha düşünüyorum.
deniz mavi mi?