lan nolmuş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
lan nolmuş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

best of viral

1.9.10



peki viral nedir?

viral; virüsler yoluyla bulaşabilen, virüsle ilgili demek. virüsel diyemeyeceğimize göre (dersen de banane de) böyle yuvarlıyoruz ve viral diyoruz.

peki bizi ilgilendiren anlamı nedir?

internetin forward edilme ozelliginden yararlanilarak yapilan ve e-mailler araciligiyla insanları kah güldüren kah kusturan tırıvırı.

amiyane tabirle facebook sikerten.

melisler ağlamasın

17.5.10


Gördün mü kazdığın o kör kuyuyu ?
Döşediler mi bir mayıs gecesi o mübarek boruyu ?

Zevk ile sefa ettin,tuttun topu kıçınla
Uydurdun o güzelim anonsu,en önemli maçında

Verme istifanı ! Eğer geleceksen binbir yalan ile
Etme bize bu oyunları! İnanmaz artık çocuk bile

Fener gol gol gol Şampiyonluk geliyor
İki dakika uğrayıp Bursa'ya gidiyor.

Bora oğlan derki , etme eşek ile muhabbet küstürürsün
Tutma topu o nazik götün ile,kestirirsin !

from

http://mizahigeveze.blogspot.com/







ezel

28.1.10


Bu sefer de Ezel dizisinin senaryosu çalındı!!

Aşk, kin, ihtiras dolu olan bu yılın flaş dizisi Ezel’in senaryosunun başına gelenler, içeriği ile paralel gelişiyor. Geçtiğimiz günlerde reklamcı-köşe yazarı Ali Atıf Bir’in ortaya çıkardığı üzere dizinin senaryosunun Monte Cristo Kontu'ndan çalıntı olduğu iddiası gündeme bomba gibi düşmüştü. Bu sefer ise kendisine "Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste" ismini veren bir grup bilgisayar korsanı, Ezel dizisi senaristlerinin bilgisayarına ulaştı ve senaryoyu çaldı.

NGH ekibi olarak çalınan bu senaryoya erişmiş bulunuyoruz. Fakat dürüst, ciddi, gerçek, bilimsel vb. habercilik ilkelerimizden kaynaklı olarak eriştiğimiz bu senaryoyu yayınlamama kararı aldık. Amma velâkin şöyle de bir durum var sevgili okuyucularımız, biliyoruz ki Ezel dizisinde özellikle başarılı oyuncu Tuncel Kurtiz’in Ramiz dayı karakteri ile alakalı olarak halkımızın içini kemiren sorular var. Birçok vatandaşımız "Ramiz dayının bu dizideki rolü nedir? Neden Ömer’i bu kadar çok seviyor? Canını ortaya koyacak kadar neden kendini ateşe atıyor? Cengizgillerle geçmişten kalan bir hesabı mı var? Yoksa soyulan kumarhane onun muydu?" gibi kafasını meşgul eden sorular yüzünden geceleri uyuyamıyor. Bu yüzden birçok insan işe geç kalıyor. Ekonomik verim düştü ve brokerlar “Ekonomi resesyona girmek üzere” uyarısında bulundu. Bu duruma daha fazla seyirci kalamayacağız. Vicdanımızın sesini dinleyerek en azından senaryoda Ramiz dayı ile alakalı olan kısımları sizlerle paylaşıyoruz.

İşte Ramız Dayının Sırrı!

Dizinin bundan sonraki 373 bölümünün senaryosunu okuduğumuzda şu gerçeklerle karsılaşıyoruz. Zaman zaman dizide ‘flashback’ler gösterilmeye devam edecek ve bunun bir kısmı Ramiz dayının geçmişiyle ilgili olacak. Ramiz Dayı’nın Ömer’i bu kadar sevmesinin sebebi geçmişinde onun gibi kata külleye getirilmiş olması. Cengizgillerle olan derdi ise esas olarak Salih Kalyon’un canlandırdığı Serdar karakterinden kaynaklanıyor. Ramiz dayı hapse düşmeden önce tilki Serdar karakteri, Ramiz’i oyuna getirerek malını gasp eder ve sevdiği kadını elinden alır. Eyşan aslında Ramiz’in kızıdır, fakat bunu ne Ramiz ne de tilki Serdar bilmektedir. Dikkat ederseniz Eyşan Ramiz gibi esmer, kardeşi Bahar ise tilki Serdar gibi beyaz tenlidir. İleride Eyşan’ın annesinin ortaya çıkmasıyla bazı sırlar açığa çıkacak fakat bu konuya pek girmeyelim. Ramiz Dayı intikam için tilki Serdar’ın meydana çıkmasını beklemektedir ve Ezel’e sürekli “erken davrandın yeğen, erken davrandın” demektedir.

Dizi ilerledikçe tilki Serdar yavaş yavaş mevzuya girmeye başlayacak. Ezel’in aslında Ömer olduğunu fark eden ilk kişi o olacak, karşı taktikler, salvolar uygulamaya koyacak. Cengiz, Ali, Eyşan üçlüsünü bu doğrultuda yönlendirmeye başlayacak. Fakat karşı taraftaki esas oyuncunun, eski hasmı Ramiz Dayı olduğunu biraz geç fark edecek, her ne kadar Kerpeten Ali’nin Ramiz’in halaoğlu olduğu sırrını kullanmaya çalışsa da bu çetin savaşı kazanan tabi ki … Neyse bundan sonrasını açıklamayalım tadı kaçmasın.

Ramiz dayı’nın Hassan Sabbah’ın sadık köpekleriyle alakalı hikâyelerinde bununla ilgili ipuçlarını bulabilirsiniz. Senaryoyu çalan utanmaz hacker’lar aynı zamanda, senaryoları çalındıktan sonra senaristlerin aralarında geçen msn konuşlarını da ele geçirdiklerini ve bu belgede şok ifadeler olduğunu açıkladı. Bu konuşmalara ulaşmaya çalışıyoruz. Kendilerine bayramda konu komşunun getirdiği kurban etlerini teklif ettik, pazarlıklar sürüyor, konuşmaları elde eder etmez sizlerle paylaşacağız. Bizi izlemeye devam edin.

yaparim bak

25.1.10


harry kewell ile sözleşme dondurma, sözleşme uzatmama, sözleşme iptal etme gibi kelimeler aynı cümle içinde kullanılırsa çocuğumu keserim.
saçımı da keserim.
sakalımı da keserim.
kıymayın

mimdim derelerine

11.11.09



bu mim nanesini bloglarda görüp ne la bu anketörlük hevesi diye kıllanıyordum ki sağolsun Onur Pay(a.k.a. Amonhanor, amınyanor, hopdediks) başıma sardı sonunda. hayır sallayan yok indiregandhi'yi ondan gecikti bu kadar.) klişe sorularmış temamız. allah'ın izniyle kroşe cevaplar vereceğim ben de zaaaa (genç dimağ gülme efekti)

En son soruları:
En son hangi ülke gündemiyle canını çok sıktın?
-sallamam domuz gribi falan. bana dokunmayan domuz bok havuzunda yüzsün. gdo sıktı benim canımı. simdilik en riskli ürün mısır gözüksede her şeyi etkiliyor bu meretlr. hazır çorbayı özellikle:(

En son hangi şarkıdan nefret ettin?
-inna hot. pazarcıymış bişe satıyor gibi. "el feneri bel kemeri 3 metre don lastiği al lake buyur lake fly lake 1 milyon buyyuuuun" ögh

En son hangi fast food ürününden tiksindin?
-zincirler harici fast fooda fast food demem. dönerin kokoreçin bir karizması vardır. ha steakhouse burgerin de var gerçi.kötü ıslak hamburger tiksinçttir ama.

En son hangi sakatatı yedin?
-sakatat güzeldir buldum mu yerim.işkembe ve türevleriyle( türevi nasıl alınıyordu ki -1 'mi yazıyorduk) kaynaşamadım ama. ciğer yemişimdir yakın zamanda.

En son hangi yerli şarkıyı beğendin?
- Sıfır Km_Zalim.mp3

En son hangi yabancı sözlü şarkıyı beğendin?
-Portishead – Mysterons.

En son hangi yerli filmi beğendin?
-Recep İvedik

En son hangi yabancı filmi beğendin?
-Moon

En son hangi kitabı okudun?
-Olasılıksız. Şimdi de Futebol var önümde.

En son hangi bilgisayar oyununu oynadın?
-Sanitarium ( Yok ya 15 sene önce değil yeniden yükledim Mmm vodka)

En son hangi mizah dergisini okudun?
-Canım istedi komple Şerafettin'i okudum kitap halini.

En son neyden korktun?
-Pazar günü Diyarbakırspor maçında Galatasaray'ın ilk yarı oyunu cevirememesinden.

En son kime veya neye küfrettin?
-Yazmaya başlarken kopan baglantının sağlayıcısı ttnet'e. temelinde, bok varmış gibi 8 mbit net sınırlı tarifesine geçen kendime.

En son neyden kaçtın (opsiyonel: koşarak ta olabilir)?
-Koşamıyorum ben disableım bühüüü:(iş görüşmesine gitmedim.

En sevdiğin soruları:
En sevdiğin 5 film?
Quenn of the damned, moon, shawshank redemption, oldboy, back to the future(en 5 değil öyle 5)

En sevdiğin 5 şarkı?
- erkin koray - seni her gördüğümde
- portishead - mysterons
- barıs manço - gamzedeyim deva bulmam
- kurban - son söz
- tool - parabol&wings for marie part.2
gene en 5 değil olmuyor napıym müslüm gürses esrarlı gözler'i de eklerim yoksa.

En sevdiğin 5 yemek?
-Zeytin Yağlı Fasülye, sote pilav püre triosu, hünkar beğendi , totalde 5 silkmede 3 ama olsun.

En sevdiğin 5 isim?
- Lestat güzeldir anlamı ne acaba aqasha da guzeldir kız için.denizi de severim.

En sevdiğin 5 oyun (herhangi)?
-darkwatch, god of war, pes, sanitarium, gta

Bonus Sorular
En büyük korkun nedir?
-arı, kellik
En nefret ettiğin 5 klişe nedir?
-güldürürken düşündürmek, ölü arkasından helva. niye helva? aşure yap uğraş, cok seviyorsan merhumu.

Benim Bonus Sorular
Hangi dizide hangi karakter olmak isterdin?


Hangi şarkıyı yaratan sen olurdun?


dereye inecek diğer kişiler(haberleri olmaz gerçi ama): pclionfc, romanista bukowski

sari melek Bernd Schuster Galatasaray

9.5.09

Buyuk kaptanın gelmesiyle buyuk keyiflere gark olsakta,erken bir faaliyet oldugu dank etti artik.Sağolsun yönetimde erken davranmış.Alttaki yazı sevgili Melih Şabanoğlu'na ait.Gay-ın Sin'den bilen bilir.Haberler güzel.Buyrun...



Henüz imza atılmadı ama kesin anlaşma sağlandı. Galatasaray’ı 2009-2010 sezonunda Bernd Schuster çalıştıracak.

Çoğu insan için şaşırtıcı olacak. Schuster’i Galatasaray’a öneren ve kendisiyle ilk teması sağlayan isim Karl-Heinz Feldkamp.





Kimler gidecek Galatasaray’dan 2009-2020′da? Gideceklerin isimlerini tek tek vermek yerine Galatasaray’ın yaş ortalamasının 1 sene gençleşeceğini söylemek yeterli. Tam 11 futbolcusuyla yollarını ayıracak Galatasaray. Gidecekler içinde dört tane yabancı da var.

İkinci merak konusu; kimler gelecek Galatasaray’a? Bu anlamda futbolcu aranılan mevkileri söyleyelim. Kale, sol bek, stoper, orta göbek, sağ kanat ve santfor.

Kale için ilk aday Leo Franco. Sol bek için ise Manisaspor’da çok iyi bir sezon geçiren Ferhat Öztorun. Orta göbeğe genç ve geleceği olan bir yabancı aranıyor doğrudan gelip formayı teslim alacak. Muhtemelen La Liga patentli olacak.

Her ne kadar o bölgede beş tane futbolcu da olsa (Servet Çetin, Emre Güngör, Emre Aşık, Semih Kaya ve Murat Akça), Schuster stoper pozisyonu da takviye istedi Galatasaray’dan.

Schuster sağ kanat için de önemli bir futbolcu istiyor. Bir de santrfor mevkii için. (Bu pozisyon için de La Liga patentli birini göreceğiz galiba.)

Tüm bunları toplayınca şunları söylemek mümkün gelecek sezon için:

  1. Kalli Türkiye’de oynanan futbolu iyi biliyor. Avrupa’da başarılı olacak futbolu da. Türkiye için sert futbol oynayabilen bir takım lazım. Avrupa için de pas koordinasyonu yüksek hızlı bir takım. Schuster bu kombinasyonu sağlamak için seçildi. (Kalli geçen sezon da Mathias Sammer’i önermişti, ancak yönetimle arası oldukça buruk olduğu için havada kaldı bu öneri. Ve Galatasaray bir sezon kaybetti.)
  2. Schuster’in Almanya kökeni sert futbolu, İspanya geçmişi ise pas koordinasyonu yüksek hızlı futbolu temsil ediyor.
  3. Schuster, önümüzdeki sezon Michael Skibbe’nin tohumlarını attığı 4-2-3-1 oynatacak takımı. Bu oldukça akılcı, çünkü takımın çoğunluğu için bu sistem oldukça aşina.

  4. Schuster’in gelmesiyle Haldun Üstünel’in ve Adnan Sezgin’in görev tanımları oldukça değişecek. Üstünel dış ilişkilerden (transfer, vb.) sorumlu olacak. Sezgin de menejerliği üstlenecek.
  5. Bu anlamda Schuster’i yetkisi genişletilmiş sportif direktör olarak da görmek mümkün. Türkiye konusunda en büyük yardımı Kalli’den alacak Schuster.
  6. Galatasaray’ın Almanya altyapısına ilişkin çalışmaları devam ediyor. Bu sezon da Barış Özbek ve Serkan Çalık gibi gelecek vaadeden bazı futbolcuları görebiliriz Galatasaray’da.
  7. Eğer bu maya tutarsa Galatasaray’da, 2010’lara damgasını vuracak bir takımın yaratılmakta olduğunu söylemek mümkün.
  8. Florya’ya yönelik “yeniçeriler”, “futbolculara dayalı düzen” spekülasyonları sona erecek. İki nedenden. İlki bu spekülasyonlara neden olan pek futbolcu kalmayacak Galatasaray’da. İkincisi de Schuster Florya’nın tüm yönetimini teslim alacak.

cr7 store

20.10.08



2 yıl öce manchester'da açtığı mağazasından sonra 2. dükkanı portekiz başkenti lizbon'da açmış cristiano abi.giyim kuşam var,kemer aksesuar falan var.7 sembolü ile bezeli tabi birçok ürün.ne diyelim hayırlı işler...

river plate vs. boca juniors


Arjantinli gazeteci herman soro ülkesindeki futbol gerçeğini “Güney Amerika’da futbol bir ölüm-kalım meselesedir. Avrupa’da taraftarlar normal bir yaşam standartıyla mutlu olabilirler. Fakat Arjantin’de mutlu olanlar sadece tuttuğu takımın son maçından galibiyetle ayrılanlardır” sözleriyle ifade eder. Gerçekten de ülke ekonomisinin yerden yere savurduğu Arjantinliler için mutluluğun yakalandığı yer tango pistleri değil stadyumlardır... 19 takımlı Arjantin Ligi’nin 12 takımı başkent Buenos Aires’dendir ve ülke nüfusunun % 80’i sadece iki takımı tutar: Boca Juniors ve River Plate. Aynı tarihte (1905) kurulan iki kulüp taraftarlarının takım seçimi konusundaki kriter en basit anlatımıyla sınıf farkıdır..

Zengin ve orta sınıfın;burjuva sınıfının “şımarık çocukları” River ve “proleterlerin” takımı Boca Juniors. Eu tanım “El Superclasico”yu anlatmak için yeterli değildir. Boca-River, bir kimlik savaşıdır.


Bir şehrin, bir ülkenin kendisiyle verdiği kavganın, savaşın meydanıdır. şampiyonluk mücadelesinin yanında hayatın içinde bir yer kapmanın düellosudur.
Buenos aires’de doğan her erkeğin mutlaka bir stadyum tecrübesi vardır. Stadyuma hangi yoldan güvenli gidileceğini, kendini nasıl koruyacağını, tribündeki yerini ne zaman alacağını, staddan ne zaman çıkacağını çocuk yaşta öğrenir arjantinli. Tribün insanı olmak, geleneksel kültürün bir parçasıdır. Futbol seyredilmez, yaşanır Buenos Aires’de. Tribündeki taraftar oyunun bir parçasıdır. Oyunun sonucunu kaleye giren top değil, tek vücut olmuş tribünler belirler...

Arjantin’de hayat yılda iki kere durur. Bombonera ve El Monumental ’da (estadio antonio vespucio liberti) dünyanın en büyük tiyatrosu sahne alır. Boca Juniors ve River Plate, futbolun asla sadece futbol olmadığının hakkını verirler kırmızı-beyaza, sarı-laciverte boyanmış tribünler önünde...

Arjantin medyası Superclasico için 10 gün önceden teyakkuza geçer. Ülkenin en popüler spor gazetesi OLE, derbi haftasında her gün on sayfasını bu maça ayırır. Haftalık futbol dergisi El Graffico’nun posterleri Buenos Aires caddelerini süsler: se viene.. el superclasico... (derbi geliyor). Derbi sonrasında ülke nüfusunun %90’ı maçın skorundan haberdardır.


kalabalığı dağıtmak değil,serinletmek amaçlı

Superclasico, aynı zamanda spor endüstrisinin iki devinin de savaşıdır. Nike ’ın sponsporluğundaki Boca, Adidas ’lı river’a karşı. Bir boca taraftarı için Adidas’ın herhangi bir ürününü kullanmak kulübe ihanettir. River Plate taraftarı için sarı ve lacivertin günlük hayatta bir araya gelmesi imkansıza yakındır. Arjantinli için tuttuğu takımın formasıyla haftanın yedi günü dolaşmak kendini ifade ediş biçimidir. Araba tamircisi bir Boca’lı formasıyla gelir işe, River’li bir avukatın bürosunda kırmızı-beyaz formasıyla oturması yadırganacak bir durum asla değildir Buenos Aires’de...
Gündelik hayatta arkadaşların rakip taraftar olması muteber değildir. Boca Juniors taraftarı Ariel Naserala, “River’lılar kendilerini bizden üstün gören züppelerdir. Onlar kendilerini en büyük sanarlar fakat 24 saat rüyada yaşadıklarının farkına varmazlar. Bir River’lı ile arkadaş olmaktansa hiç arkadaşım olmasın” şeklinde açıklar bir Arjantinli’nin stad-dışı hayatını. Bir boca ya da river taraftarı için önemli olan Superclasico’da alınacak bir galibiyettir. Superclasico kazanılmadan erişilen bir şampiyonluk kimsenin umurunda değildir. River’ı yenelim, şampiyon olmayalım” diyen 24 yaşındaki kurye Matias, dünyanın öbür ucunda! kendisi gibi düşenen taraftarların varlığından habersiz koşar La Bombonera’ya...

Bir Boca’lı için River Plate taraftarını en kestirme yoldan tarif etmenin yolu “Gallinas”tır (tavuk). Boca’lılara göre River’lıların hepsi birer korkak tavuktur. (Super Clasico’nun bu vazgeçilmez lakabı bizim stadyumlarımızda da boy göstermiştir. Muzip Beşiktaş taraftarları, Ortega lehine hazırladıklarını inandırdıkları fenerbahçe taraftarlarına “Gallinas Ortega” pankartını açtırtıp Arjantinli oyuncunun vatan hasretini biraz olsun dindirmişlerdi...)

Bir River Plate’li için Boca taraftarını en güzel tarif etmenin yolu “Bosteros”dur (leş kokan). Kötü kokan nehrin kenarına kurulmuş Boca mahallesine bu yolla göndermede bulunur River’lılar...

“Los Millonarios” lakabı, river plate ve boca juniors arasındaki sınıf farkını da ortaya koyar. Boca, işçilerin, Arjantin’de enflasyon canavarının midesinde öğütülen insanların takımıdır. “Milyoner” River’lılar için futbol bir sanat, Boca’lılar için ise bir güç savaşıdır. Arjantin futbolunun bir numaralı idolü maradona Boca Juniors’lular için en büyük övünç kaynağıdır. Stadları La Bombonera’nın (çikolata kutusu) girişinde “Boca es mi religion, maradona es mi dios, la bombenera es mi iglesia” (boca dinimdir, maradona tanrım, bombonera ise kilisem) cümlesi herşeyi açıklar aslında. River Plate’liler için ise Maradona’nın skandallarla dolu kariyerinin bir tarihsel yansımasıdır Boca’nın kulüp karakteristiği. River Plate’liler her zaman göze hoş gelen, hücum futbolunu kendilerinin oynadığını, Boca’nın ise sahada kavga ederek maç kazandığını savunurlar. Savunmalarının haklı bir delili de aslında ülkenin futbol tarihinde gizlidir. 1978 Dünya Kupası finallerinde Arjantin milli takımı’nda bir tek boca’lı oyuncu bile kadroya girememiştir. River Plate’lilerin ilahları Passarella ve Mario kempes’li arjantin, Dünya Kupası’nı kendi stadları el monumental’de kaldırmıştır

Superclasico’da her taraftar (Hincha), tribündeki kalabalığın (hinchada) organik bir parçasıdır. “Ben” değil, “Biz” vardır. Bireysel kimliklerinden sıyrılır arjantinli tribünde. Söylenen bir tezahüratın, tribünün önünde dalgalanan bayrağın, ellerin üzerinde yükselen bir flamanın arkasında tek yürek olunur, “omuz omuza” durulur. Maç kaybedilse de kazanılsa da stad hemen terk edilmez. Boca’nın “the 12” taraftar grubu sahalarında kaybettikleri river maçlarında ekstradan yarım saat daha kalırlar tribünlerde. River’ın sahada kazandığının karşılığı tribünde dinmeyen tezahüratla eşitlenmeye çalışılır.

Superclasico’lar öncesinde sahada şova yer yoktur. Tribünler 5 saat önceden dolar ve “oyun” orada başlar. Saha yemyeşildir takımların çıktığı ana kadar. Sonrasında bir arjantin geleneği sahne alır. Konfetiler, tuvalet kağıtları, teyp bantları fışkırır tribünlerden. (bu bir tribün şovudur, avrupa’da örneğine yakın zamanda rastladığımız maçı geç başlatma eylemi ile benzerlik taşımaz...) Boca ve River taraftarı bu şovu hiçbir zaman bir arada yapmaz. Maç başında Boca’lıların konfeti şovuna, River’lılar ikinci yarı başında karşılık verirler. La Bombonera’daki maçlarda en ateşli taraftarlardan biri locasından sarkıttığı göbeğiyle tribünleri selamlayan Maradona’dır.

Superclasico’ların şiddet tarihinde zanlı Boca Juniors’lulardır. 1968’de, River taraftarlarının üzerine tutuşturup attıkları kağıt parçalarından çıkan panikte 74 river’lı hayatını kaybetmiştir. Futbol tarihinin en kara günlerinden birinde ise (1994) 2-0 kaybettikleri bir derbi sonrasında iki river taraftarını öldüren Boca’nın “Barras”(taraftar çeteleri)ları olaydan dört gün sonra Buenos Aires kentinin duvarlarına “River: 2 Boca: 2” yazmışlardır. Arjantin’de futbolun 90 dakika olmadığının, oyunun sadece yeşil sahada oynanmadığının dramasıdır bu yaşanmışlar...

Futbol dünyasına neredeyse her yıl bir yeni yıldız hediye ederler ama ülkenin bozuk ekonomisi bu futbolcuları her sezon başında avrupa’ya ihraç eder. Boca’lılar için Maradona, River’da yetişen tüm yıldızlara bedeldir. Batistuta, Veron, Martin Palermo, Riquelme Boca’nın bütçesini düzlüğe çıkarmak için sattığı son yıldızlardır. Sıra arjantin’in yeni golcüsü Carlos Tevez'dedir. River Plate de en az ezeli rakibi kadar bir futbolcu fabrikasıdır. Francescoli’den Burgos’a, Crespo ’dan Salas’a, Saviola ’dan Ortega’ya Alfredo Di Stefano ’dan Pablo Aimar ’a kadar birçok yıldız kırmızı-beyazlı forma altında parlamıştır.

Boca 1905 yılında bir İrlandalı, 2 İtalyan ve 3 Arjantinli genç tarafından kurulur. Kulübün renklerini belirlemek için limana yanaşacak ilk gemiyi beklerler. Limana yanaşan İsveç bandralı gemi Boca’nın sarı-lacivert renklerinin kaynağı olur. 1905’de Arjantin’deki İngiliz kolonisinin iki takımı olan Santa Rosa ve Rosales de beyaz forma ile mücadele etmektedir. Aralarındaki maçlarda karışıklık olmaması amacıyla bir ekip formasına diagonal bir kırmızı bant koyar. İki kulüp birleştiğinde River plate’in forması da hazırdır.

buraya kadar olan yazılar bana ait değil belirtelim.bunlaa ek olarak boca taraftarlarının maçlarda tribünlerin ilk 3 5 sırasını boş bırakıp,gol olduğunda tel örgülere hurra yapmaları görülmeye değerdir.

derbiler de mesela arjantin'de sadece futbol takımları arasında yaşanmaz.şöyle ki;river plate'i coca cola desteklerken, boca'nın sponsoru pepsi'dir.

boca juniors taraftarının river nefretine bir diğer örnekse,yaptırdıkları mezarlık.iş bu mezarlığa sadece boca tribünü eşrafı gömülmekle beraberbir çok bocalı tabutlarına river bayrağı örttürüp riverlı ölmüş süsü vermektedir.


bu da dün geceki river plate:0 boca juniors:1 mücadelesi ertesi,boca sitesi ana sayfası

rusya'da satanist alarmı

12.9.08


Batı Rusya'da sekiz satanist dört genci bıçaklayarak öldürdükten sonra vücutlarının çeşitli bölgelerini yedikleri iddiası ile gözaltına alındı.

Rusya'nın Komsomolskaya Pravda gazetesinde çıkan habere göre yaşları 16-17 arası olan 4 genç ayrı ayrı tuzağa düşürülerek Volga Nehri yakınlarında Yaroslavl kesiminde bulunan kır evine götürüldüler. Üçü kız, biri erkek olan kurbanlara, zorla içki içirildikten sonra satanistlerin ayini olarak her kurban 666 kez bıçaklanarak öldürüldü. Daha sonra satanistler, evin yanındaki ağacın altında ateş yakarak kurbanların parçalarını pişirerek yediler.

Polis, yaptığı inceleme sonucunda küller arasında kurbanlara ait saçlar bulduklarını belirtti. (Milliyet)


kesinlikle kabul etmiyoruz böyle saçma suçlamaları.suçluların da gereken cezaları çekmesini istiyoruz canı gönülden.inanmayın yok böyle şeyler.yamyam mıyız kardeşim biz ne yemesi?yesek bile niye pişirelim vitamini gidiyo kızarınca.666kere bıçaklanmışmış.tamamen 3 5 zengin o rus bu çoçugu mutlu ederin yaptıgı şımarıklıktır.lutfen böyle safsatalara inanmayın.kurunun yanında bizi de yakmayın.biz zaten vakt-i zamanı gelince gereken şekilde yanacağız.mübarek ramazan ayında böyle suçlamalar istemiyoruz.ave sathanas.(church of satan basın sözcüsü)